Kanunun Kapsamı ve Temel Hükümleri

7596 sayılı Kanun, TBMM Genel Kurulunda 22 Ekim 2026’da kabul edilen 9 maddelik özel bir düzenlemedir. Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve Kanun’un yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarına uygulanır (m.1). Kanun, diğer yatırım fonları için genel veya sürekli bir rejim kurmaz (m.1/2).

Öne çıkan hükümler şunlardır:

  • Net yatırım tutarı esası (m.4/1): Fonun nakdi yetmediğinde ödemeler, ekrandaki pay değerine göre değil; yatırımcının fona fiilen yatırdığı ve fondan çektiği nakde göre hesaplanır. Nihai ödemede bu tutar TÜFE ile Yİ-ÜFE ortalamasıyla güncellenir.
  • 1.000.000 TL’ye kadar ara ödeme (m.4/2): SPK’nın belirleyeceği fonlarda yapılabilir; para piyasası fonları dışında, payların bir önceki gün sonu değerini aşamaz.
  • Bloke talimatlar (m.3/5): 17 Eylül 2026 ve öncesinde TEFAS’a iletilip fonun temerrüdü veya fiyat açıklanmaması nedeniyle gerçekleşmeyen satış talimatlarının sahipleri, alacaklı olarak değil fon pay sahibi olarak tasfiyeye tabi tutulur (uygulamada “PBLK” kaydı olarak bilinir).
  • Ödeme dışı bırakma (m.3/6): 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 104, 106 veya 107. maddelerindeki fiilleri işlediği SPK tarafından tespit edilen kişilere tasfiye ve geri kazanım hesabından ödeme yapılmaz.
  • Şahsi sorumluluk ve TMSF takibi (m.5): Zarardan önce portföy yönetim şirketi, tahsil edilemezse SPK’nın belirlediği kişiler şahsen sorumludur. TMSF, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre takip yapar.
  • Dava sonucu beklenmeden satış (m.6/2): Kayyım olarak atanan TMSF, el konulan malvarlığını yargılama sonucunu beklemeden satabilir.
  • Geriye etkili yürürlük (m.8): Kanun, “17/9/2026 tarihinden geçerli olmak üzere” yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Anayasal Tartışmaların Odaklandığı Hükümler

Meclis görüşmelerinde ve hukuk çevrelerinde dile getirilen Anayasa’ya aykırılık iddiaları özellikle şu başlıklarda yoğunlaşmaktadır:

Kanun Hükmü İleri Sürülebilecek Anayasal İlke Tartışmanın Özü
m.3/5 + m.8 (PBLK ve geriye etki) Hukuk devleti ve hukuki güvenlik (Anayasa m.2), mülkiyet hakkı (m.35) Verilmiş satış talimatından doğduğu ileri sürülen alacağın geriye dönük olarak pay sahipliğine çevrilmesi
m.4/1 ve m.4/3 (net yatırım tutarı, dağıtım sırası) Eşitlik (m.10), mülkiyet hakkı (m.35) Uzun süreli yatırımcının birikmiş getirisinin, nakit yetersizliğinde sınırlanması
m.3/6 (ödeme dışı bırakma) Mülkiyet hakkı (m.35), hak arama hürriyeti (m.36), masumiyet karinesi (m.38) Mahkûmiyet aranmaksızın, idari tespitle ödeme hakkının ortadan kalkması
m.3/1 ve m.7/2 (SPK’ya bırakılan yetki) Yasama yetkisinin devredilmezliği (m.7) Tasfiyenin esaslı kurallarının idareye bırakılması
m.6/2 (dava beklenmeden satış) Mülkiyet hakkı (m.35), masumiyet karinesi (m.38) Sonradan beraat hâlinde telafisi güç durumlar

Önemli not: Bu iddiaların her biri karşısında kanun koyucunun da güçlü gerekçeleri bulunmaktadır: kamu kaynağı kullanılmadan, sınırlı nakdin mümkün olan en fazla yatırımcıya adil biçimde dağıtılması, tasfiyenin hızlandırılması ve fondan kaçırılan değerlerin geri kazanılması. Bir hükmün Anayasa’ya aykırı olup olmadığına ancak Anayasa Mahkemesi karar verebilir; bu tablo bir sonuç öngörüsü değil, tartışma haritasıdır.


Anayasa Mahkemesine Ulaşmanın Üç Yolu

Türk hukukunda bir kanun hükmünün Anayasa’ya uygunluğu üç farklı kanaldan Anayasa Mahkemesinin önüne gelebilir. Her yolun başvurabilecek kişileri, süreleri ve sonuçları birbirinden farklıdır.

Başvuru Yolu Kim Başvurabilir? Süre Yasal Dayanak
İptal davası (soyut norm denetimi) Cumhurbaşkanı, TBMM’de en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubu, üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki milletvekili Resmî Gazete’de yayımdan itibaren 60 gün Anayasa m.150–151; 6216 sayılı Kanun m.35–39
İtiraz yolu (somut norm denetimi) Davaya bakan mahkeme (re’sen veya taraflardan birinin ciddi bulunan iddiası üzerine) Dava süresince; kanun hükmünün o davada uygulanacak olması şart Anayasa m.152; 6216 sayılı Kanun m.40
Bireysel başvuru Kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle güncel ve kişisel olarak hakkı ihlal edilen kişi Olağan yolların tüketilmesinden itibaren 30 gün Anayasa m.148/3; 6216 sayılı Kanun m.45–47

1. İptal Davası (Soyut Norm Denetimi)

İptal davası, kanunun tamamının veya belirli maddelerinin herhangi bir somut uyuşmazlıktan bağımsız olarak Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesini sağlar. Anayasa’nın 150. maddesine göre bu davayı yalnızca sayılı kişi ve gruplar açabilir; bireyler, dernekler, şirketler veya barolar bu yolu kullanamaz.

Anayasa’nın 151. maddesi uyarınca dava açma hakkı, kanunun Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer. 7596 sayılı Kanun 27 Ekim 2026’da yayımlandığına göre, bu süre Aralık 2026’nın son haftasında (26 Aralık 2026) sona erecektir.

  • Görüşmeler sırasında: Muhalefet milletvekilleri, komisyon ve Genel Kurul aşamalarında Anayasa’ya aykırılık iddialarını dile getirmiş ve bu yola başvurulabileceğini ifade etmiştir.
  • Güncel durum: Kanun çok yakın bir tarihte yayımlandığından, iptal davasının açılıp açılmadığı ve hangi maddeleri kapsayacağı yakından takip edilmelidir.
  • Yürürlüğün durdurulması: Davacılar, telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı ve açıkça Anayasa’ya aykırılık bulunduğu iddiasıyla yürürlüğün durdurulmasını da talep edebilir (6216 sayılı Kanun m.39). Bu, AYM’nin istisnai olarak başvurduğu bir tedbirdir.

2. İtiraz Yolu (Somut Norm Denetimi)

Bireysel yatırımcı için en gerçekçi yol çoğu zaman itiraz yoludur. Anayasa’nın 152. maddesine göre, bir davaya bakan mahkeme, o davada uygulanacak bir kanun hükmünü Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin aykırılık iddiasını ciddi bulursa, dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderir.

İtiraz yolunun işleyişi şöyledir:

  1. Somut bir dava olmalıdır. Örneğin SPK’nın ödeme dışı bırakma kararına, hak sahipliği tespitine veya TMSF’nin ödeme emrine karşı açılan bir dava.
  2. Hüküm o davada uygulanacak olmalıdır. AYM, davada uygulanmayacak bir hükme yönelik itirazları esasa girmeden reddeder.
  3. Mahkeme iddiayı ciddi bulmalıdır. Aykırılık iddiasını mahkeme ciddi bulmazsa, bu iddia esas hükümle birlikte kanun yolu merciince incelenir.
  4. Bekleme süresi: Anayasa Mahkemesi işin kendisine gelişinden itibaren beş ay içinde karar verir; bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır (Anayasa m.152/3).
  5. On yıl kuralı: AYM’nin bir hükme yönelik esastan ret kararı Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra, on yıl geçmedikçe aynı hüküm aynı iddiayla yeniden itiraz konusu yapılamaz (m.152/4).

Uygulamada dikkat: Anayasa’ya aykırılık iddiası “kanun haksız” şeklinde genel bir itirazla değil; hangi hükmün, Anayasa’nın hangi maddesine, hangi gerekçeyle aykırı olduğu somut biçimde gösterilerek ileri sürülmelidir. İddianın ciddiyeti, dilekçenin hukuki kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır.

3. Bireysel Başvuru

Bireysel başvuru, Anayasa’da güvence altına alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında da korunan bir temel hakkın, kamu gücü tarafından somut olarak ihlal edildiği iddiasıyla yapılır (Anayasa m.148/3).

Burada kritik bir sınır vardır: 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yasama işlemleri aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamaz. Yani “7596 sayılı Kanun mülkiyet hakkımı ihlal ediyor” diyerek kanunun kendisine karşı doğrudan AYM’ye başvurmak mümkün değildir.

Bireysel başvuruya giden yol genel olarak şöyledir:

  • Kanun size somut bir işlemle uygulanır (örneğin ödeme dışı bırakılırsınız veya talimatınız pay sahipliğine çevrilir).
  • Bu işleme karşı idari ve yargısal yolların tamamı (dava, istinaf, temyiz) tüketilir.
  • Kesinleşen karardan veya yolun tüketildiğinin öğrenilmesinden itibaren 30 gün içinde AYM’ye başvurulur (6216 sayılı Kanun m.47/5).

AYM, bireysel başvuruda kanunu iptal etmez; somut olayda hak ihlali olup olmadığını inceler. İhlal tespit edilirse, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama veya tazminata hükmedebilir (6216 sayılı Kanun m.50). İhlalin doğrudan bir kanun hükmünden kaynaklandığı sonucuna varırsa, bu durum yasama organının ve itiraz yolunun gündemine taşınabilir.


Fon Yatırımcısı Kanuna Karşı Doğrudan AYM’ye Gidebilir mi?

Genel kural olarak hayır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru sisteminin ilk yıllarından itibaren norm denetimi niteliğindeki talepleri kabul edilemez bulmaktadır.

Bu yaklaşımın temel örneklerinden biri AYM’nin Onurhan Solmaz kararıdır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013). Mahkeme bu kararda, kanun ve düzenleyici işlemler gibi genel nitelikteki normlara karşı doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağını; bireysel başvurunun ancak bu normların kişiye uygulanmasıyla ortaya çıkan somut ihlaller için kullanılabileceğini vurgulamıştır. Kararın arkasındaki mantık şudur: Soyut norm denetimi Anayasa’da belirli siyasi organlara tanınmış bir yetkidir; bireysel başvuru bu yetkiyi dolanmak için kullanılamaz.

Bu nedenle fon yatırımcısının stratejisi, kanunun kendisine uygulandığı somut işlemi tespit etmek ve bu işleme karşı doğru yargı yolunu, süresinde ve Anayasa’ya aykırılık iddiasını da içerecek biçimde kullanmak üzerine kurulmalıdır.


Emsal Kararlar Işığında Değerlendirme

Bu makalenin hazırlandığı tarih itibarıyla 7596 sayılı Kanun’u doğrudan değerlendiren bir yargı kararı bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer kriz dönemlerinde verdiği kararlar, olası bir denetimde hangi ölçütlerin öne çıkacağı konusunda yol göstericidir. Aşağıdaki kararlar farklı olaylara ilişkindir; aynı sonucun çıkacağını göstermez, yalnızca tartışmanın çerçevesini ortaya koyar.

AYM, E.2007/77, K.2010/50, 24/3/2010 – İmar Bankası Özel Kanunu

Olay: İmar Bankası mağdurlarına ödeme yapılmasını düzenleyen 5667 sayılı Kanun’un, idari yargıda devam eden davalara da uygulanması öngörülmüştü. Bu hükmün geriye yürüme yasağına ve hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürüldü.

Sonuç ve gerekçe: Anayasa Mahkemesi iptal istemini reddetti. Mahkeme, düzenlemenin mağduriyetlerin giderilmesi amacına hizmet ettiğini değerlendirdi.

7596 sayılı Kanun açısından anlamı: Belirli bir krizin mağdurları için çıkarılan ve süregelen uyuşmazlıklara uygulanan özel kanunlar, kendiliğinden Anayasa’ya aykırı sayılmamaktadır. Ancak dikkat çekici bir fark vardır: 5667 sayılı Kanun’da ödemeyi fiilen devlet üstlenmişti. 7596 sayılı Kanun’da ise kamu kaynağı kullanılmamakta, ödemeler fon varlıkları ve geri kazanılan tutarlarla sınırlı kalmaktadır. Bu fark, “adil denge” değerlendirmesinde belirleyici olabilir.

AYM, Turgay Şen, B. No: 2013/6941, 6/1/2016 – Silahların Eşitliği

Olay: Başvurucunun açtığı tazminat davası sürerken yürürlüğe giren özel kanun nedeniyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedildi.

Sonuç ve gerekçe: Mahkeme, devletin bir davanın taraflarından birini önemli ölçüde avantajlı kılan yasal düzenlemeler yapmasının silahların eşitliği ilkesini zedeleyebileceğini kabul etti. Bununla birlikte somut olayda, özel kanunun başvurucuya dava yoluyla elde edebileceğine yakın bir ödemeyi hızlı bir idari yolla sunduğunu ve bu yolun öncelikle kullanılması gerektiğini değerlendirerek şikâyeti yerinde görmedi.

7596 sayılı Kanun açısından anlamı: Süren uyuşmazlıkların sonucunu etkileyebilecek hükümlerin (örneğin bloke talimatlara ilişkin m.3/5) değerlendirilmesinde, kanunun yatırımcıya sunduğu ödeme mekanizmasının ne kadar etkili ve yeterli olduğu belirleyici bir ölçüt hâline gelebilir.

AYM, E.2015/29, K.2015/95, 22/10/2015 – Telafi Mekanizması Olmadan Hak Kaybı

Olay: 6362 sayılı Kanun’un 13. maddesi, teslim alınmayan fiziki sermaye piyasası araçlarının belirli bir süre sonunda Yatırımcı Tazmin Merkezine intikalini ve hak sahiplerinin haklarının sona ermesini öngörüyordu.

Sonuç ve gerekçe: Anayasa Mahkemesi kuralı kısmen iptal etti. Mahkeme, hak kaybına karşı herhangi bir telafi yolu veya tazmin mekanizması öngörülmemesinin, kamu yararı ile birey hakları arasındaki adil dengeyi bozduğunu ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini değerlendirdi.

7596 sayılı Kanun açısından anlamı: Kanun koyucu, sermaye piyasası aracı üzerindeki hakları telafi yolu öngörmeden ortadan kaldıramaz. 7596 sayılı Kanun ara ödeme, nihai ödeme ve geri kazanım hesabıyla bir telafi düzeni kurmuştur; tartışma, bu düzenin yeterli olup olmadığı sorusunda yoğunlaşacaktır.

AYM Genel Kurulu, Ahmet Uğur Balkaner, B. No: 2014/15237, 25/7/2017 ve AYM, E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015 – Şahsi Sorumluluğun Sınırları

Olaylar ve sonuçlar: Balkaner kararında, TMSF’ye devredilen bankalardan doğan kamu alacağı nedeniyle şirket yöneticisinin 6183 sayılı Kanun uyarınca şahsen sorumlu tutulması, kişinin kendi görev dönemiyle bağlantılı olduğu için ölçülü bulundu ve mülkiyet hakkı ihlali tespit edilmedi. Buna karşılık E.2014/144, K.2015/29 sayılı kararda, kanuni temsilcileri kusurları aranmaksızın kamu alacağından sorumlu tutan düzenleme iptal edildi.

7596 sayılı Kanun açısından anlamı: Kanun’un 5. maddesi, şahsi sorumluluğu SPK’nın tespitine bağlamaktadır. Bu iki karar birlikte okunduğunda, sorumluluğun kişinin kusuru ve fona verilen zararla somut bağlantısı gösterilerek kurulması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu ölçüt, hem TMSF takiplerine karşı açılacak davalarda hem de olası bir itiraz başvurusunda kilit önemdedir.

AİHM Büyük Daire, Kotov / Rusya, B. No: 54522/00, 3/4/2012

Olay: Batık bir bankanın tasfiyesinde, aynı sıradaki alacaklılar arasında orantılı dağıtım kuralına uyulmaması nedeniyle başvurucu alacağının yalnızca bir bölümünü alabildi.

Sonuç ve gerekçe: Büyük Daire, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin devletlere özel kuruluşların borçlarını üstlenme yönünde genel bir yükümlülük yüklemediğine hükmetti. Devletin yükümlülüğü, mülkiyet hakkını koruyan yeterli bir hukuki çerçeve ve etkili başvuru yolları sağlamaktır.

7596 sayılı Kanun açısından anlamı: Tartışmanın merkezi “devlet ödemeli mi?” sorusundan çok, tasfiye ve dağıtım düzeninin adil, öngörülebilir ve yargısal denetime açık olup olmadığı sorusuna kaymaktadır.


Uygulamadan Varsayımsal Senaryolar

Aşağıdaki örnekler tamamen hipotetiktir ve gerçek kişi veya dosyalarla ilgisi yoktur. Amaç, başvuru yollarının günlük hayatta nasıl karşılık bulduğunu göstermektir.

Senaryo 1: Satış Talimatı Bloke Kalan Yatırımcı

Durum: A., 15 Eylül 2026’da TEFAS üzerinden fon paylarının satışı için talimat verir. Fonun fiyatı açıklanmadığı için işlem gerçekleşmez, payları bloke edilir. 7596 sayılı Kanun’un 3/5. maddesi uyarınca A. artık alacaklı değil, fon pay sahibi sayılmaktadır.

Olası yol: A. bu Kanun’a karşı doğrudan AYM’ye gidemez. Ancak hak sahipliğinin bu şekilde belirlenmesine ilişkin işleme veya ödeme işlemine karşı süresi içinde dava açabilir; bu davada, talimatının hukuki niteliğini, 6362 sayılı Kanun’un 79. maddesindeki takas kesinliği tartışmasını ve m.3/5 ile m.8’in geriye etkisinin Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırılığını ileri sürebilir. Mahkeme iddiayı ciddi bulursa dosya itiraz yoluyla AYM’ye gider.

Senaryo 2: SPK Tespitiyle Ödeme Dışı Bırakılan Yatırımcı

Durum: B., fondan zamanında çıkmış bir yatırımcıdır. SPK, B.’nin piyasa bozucu eylemlere iştirak ettiğini tespit ederek 3/6. madde uyarınca ödeme dışı bırakır. B. hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı yoktur.

Olası yol: B., SPK’nın bu tespitine karşı genel kural olarak tebliğden itibaren 60 gün içinde (2577 sayılı İYUK m.7) iptal davası açabilir. Davada, tespitin hangi işlem ve delillere dayandığını sorgulayabilir; mahkûmiyet aranmaksızın ödeme hakkının kaldırılmasının mülkiyet hakkı ve masumiyet karinesi bakımından Anayasa’ya aykırılığını ileri sürebilir. Tüm yollar tükendikten sonra somut ihlal iddiasıyla bireysel başvuru gündeme gelebilir. Unutulmamalıdır ki yalnızca belirli bir tarihte fondan çıkmış olmak, tek başına usulsüz bir eyleme katılımı göstermez; ispat yükü ve gerekçe denetimi bu davalarda belirleyicidir.

Senaryo 3: Uzun Vadeli Yatırımcının Getirisinin Sınırlanması

Durum: C., yıllar önce fona 400.000 TL yatırmış, hiç çekim yapmamış ve paylarının değeri 2.000.000 TL’ye ulaşmıştır. Fonun nakdi yetmediği için nihai ödemede pay değeri yerine endekslenmiş net yatırım tutarı esas alınır.

Olası yol: C.’nin itirazı, SPK veya tasfiye kuruluşunun somut dağıtım işlemine karşı açılacak dava üzerinden yürür. Bu davada, m.4/1’deki ölçütün eşitlik ve mülkiyet hakkı bakımından ölçülülüğü tartışılabilir. Ancak kanun koyucunun, sınırlı nakdi en fazla kişiye dağıtma amacının da hakimin ve AYM’nin takdirinde ağırlık taşıyacağı göz ardı edilmemelidir.

Senaryo 4: Şahsen Sorumlu Tutulan Eski Yönetici

Durum: D., portföy yönetim şirketinde bir dönem yönetici olarak görev yapmıştır. SPK, D.’yi fon zararından şahsen sorumlu tutar; TMSF, 6183 sayılı Kanun’a göre ödeme emri düzenler.

Olası yol: D., ödeme emrine karşı 7596 sayılı Kanun’un 5/4. maddesiyle yetkili kılınan İstanbul idare mahkemelerinde dava açabilir. 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesindeki itiraz süresi kısa olduğundan (genel kural olarak tebliğden itibaren 15 gün) gecikmemek hayati önemdedir. D. bu davada, sorumluluğunun kendi görev dönemi ve kusuruyla bağlantılı kurulmadığını ileri sürerek, yukarıda anılan emsal kararlara dayanan bir Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunabilir.


Anayasa Mahkemesi İptal Kararı Verirse Ne Olur?

Bir hükmün iptal edilmesi, beklenen tüm sonuçları kendiliğinden doğurmaz. Bu nedenle beklentilerin gerçekçi kurulması önemlidir:

  • İptal kararları geriye yürümez. Anayasa’nın 153. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca iptal kararları, kural olarak Resmî Gazete’de yayımlandıkları tarihte yürürlükten kalkar. İptalden önce yapılmış ödemeler ve tamamlanmış işlemler kendiliğinden geri dönmez.
  • Ertelenmiş yürürlük mümkündür. AYM, iptal edilen hükmün yürürlükten kalkacağı tarihi, kararın yayımından itibaren bir yılı geçmemek üzere ileri bir tarih olarak belirleyebilir (m.153/3).
  • Yürürlüğün durdurulması istisnaidir. İptal davası sürerken kanunun uygulanmasının durdurulması ancak sıkı koşullarda mümkündür.
  • Görülmekte olan davalara etkisi: İtiraz yoluyla iptal kararı verilirse, bu karar itirazda bulunan mahkemedeki dava ile o tarihte derdest olan benzer davalarda uygulanacak hükmü etkileyebilir.

Bu nedenle Göktepe Hukuk Bürosu olarak, Anayasa Mahkemesi sürecini beklemekle yetinmeyip paralel yürütülen hukuki yolların (idari dava, tazminat davası, suçtan zarar gören sıfatıyla ceza soruşturmasına katılım) birlikte değerlendirilmesini önemsiyoruz.


İşlem ve Süreleri

İşlem Süre Başlangıç Dayanak
Kanuna karşı iptal davası (yalnız yetkili organlar) 60 gün 27.10.2026 – Resmî Gazete’de yayım Anayasa m.151
SPK işlemine karşı iptal davası Genel kural olarak 60 gün Tebliğ veya ilan 2577 sayılı İYUK m.7
TMSF ödeme emrine itiraz Genel kural olarak 15 gün Ödeme emrinin tebliği 6183 sayılı Kanun m.58
İtiraz yolunda AYM karar süresi 5 ay Dosyanın AYM’ye ulaşması Anayasa m.152/3
Bireysel başvuru 30 gün Olağan yolların tüketildiğinin öğrenilmesi 6216 sayılı Kanun m.47/5

Sürelerin başlangıcı; tebliğ şekline, öğrenme tarihine ve önceki başvurulara göre kişiden kişiye değişebilir. Tüm yatırımcılar için geçerli tek bir “son gün” yoktur. Somut olayınıza ilişkin süre hesabı mutlaka bir avukat tarafından yapılmalıdır.


Hak Kaybı Yaşamamak İçin Pratik Adımlar

  1. MKK kaydınızı belgeleyin. e-Devlet üzerinden fon kodunu, pay adedini ve payların bloke (PBLK) alt hesapta olup olmadığını gösteren tarihli ekran görüntüsünü saklayın.
  2. Tüm işlem dökümünüzü yazılı olarak isteyin. Bankanızdan veya aracı kurumunuzdan, fondaki ilk alımdan bugüne kadar tüm alım ve satımları gösteren dökümü talep edin.
  3. Bloke talimatlarınız varsa emir kayıtlarını alın. Emir numarası, TEFAS’a iletilme zamanı ve gerçekleşmeme gerekçesini belgeleyin.
  4. Size tebliğ edilen her işlemi saklayın. Ödeme dışı bırakma, hak sahipliği veya ödeme emri gibi işlemlerin tebliğ tarihi, dava sürenizin başlangıcıdır.
  5. İçeriğini anlamadığınız belgeyi imzalamayın. Ara ödeme sırasında önünüze ibra veya feragat içeren bir metin gelirse, imzadan önce hukuki destek alın.
  6. Anayasa’ya aykırılık iddiasını ilk dilekçede somutlaştırın. İddianın hangi hükme ve Anayasa’nın hangi maddesine dayandığını açıkça yazmak, mahkemenin iddiayı “ciddi” bulma ihtimalini artırır.
  7. “Ödemenizi hızlandırırız” vaatlerine itibar etmeyin. Kanun, ödeme için ücretli bir aracılık öngörmemektedir.

Göktepe Hukuk Bürosu Olarak Nasıl Destek Oluyoruz?

7596 sayılı Kanun, yatırımcı açısından tek bir hukuki soruyu değil; idare hukuku, sermaye piyasası hukuku, icra hukuku ve anayasa yargısının kesiştiği çok katmanlı bir süreci beraberinde getirmektedir. Her yatırımcının durumu; fon türüne, işlem geçmişine, talimatların aşamasına ve kendisine uygulanan işlemlere göre farklılık gösterir.

Göktepe Hukuk Bürosu olarak; somut durumunuza uygulanan işlemin tespiti, süre hesabı, idari yargıda dava açılması ve Anayasa’ya aykırılık iddiasının hukuki gerekçeleriyle birlikte ileri sürülmesi aşamalarında yanınızdayız. Bu süreçte yalnız olmadığınızı bilmenizi, haklarınızı süre kaçırmadan ve doğru yoldan aramanızı önemsiyoruz.


Sıkça Sorulan Sorular

7596 sayılı Kanun’a karşı Anayasa Mahkemesine bireysel olarak başvurabilir miyim?

Doğrudan hayır. 6216 sayılı Kanun’un 45/3. maddesi uyarınca yasama işlemlerine karşı doğrudan bireysel başvuru yapılamaz. Kanun size somut bir işlemle uygulandıktan ve bu işleme karşı tüm yargı yollarını tükettikten sonra, 30 gün içinde hak ihlali iddiasıyla bireysel başvuru yapabilirsiniz.

7596 sayılı Kanun’a karşı iptal davası açma süresi ne zaman doluyor?

İptal davası, kanunun Resmî Gazete’de yayımlandığı 27 Ekim 2026’dan itibaren 60 gün içinde açılabilir; bu süre 26 Aralık 2026’da sona erer. Bu davayı yalnızca Cumhurbaşkanı, TBMM’de en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubu veya üye tamsayısının beşte biri tutarındaki milletvekilleri açabilir.

Fon yatırımcısı Anayasa’ya aykırılık iddiasını nasıl ileri sürebilir?

İtiraz yoluyla. Kanunun size uygulandığı bir davada (örneğin SPK’nın ödeme dışı bırakma veya hak sahipliği işlemine karşı açılan davada) ilgili hükmün Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürersiniz. Mahkeme iddiayı ciddi bulursa dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderir; AYM beş ay içinde karar verir.

Anayasa Mahkemesi kanunu iptal ederse aldığım ödemeler değişir mi?

Genel kural olarak hayır. Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca iptal kararları geriye yürümez; kararın yayımından önce yapılan ödemeler ve tamamlanmış işlemler kendiliğinden geri dönmez. İptalin somut dosyanıza etkisi, davanızın o tarihteki durumuna göre ayrıca değerlendirilmelidir.


Yasal Uyarı

Bu makale, 28 Ekim 2026 tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat ve kamuya açık bilgiler esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. 7596 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin SPK, MKK ve TMSF düzenlemeleri ile yargı kararları henüz şekillenme aşamasındadır. Her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, herhangi bir hukuki adım atmadan önce bir avukata danışmanızı öneririz.

Yararlanılan başlıca mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m.2, 7, 10, 13, 35, 36, 38, 148, 150, 151, 152, 153) · 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (m.35–40, 45–50) · 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun (RG 27.10.2026, S. 33413) · 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu · 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun · 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.

Hukuki Bilgi Notu

Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her hukuki durum kendine özgü koşullar içerdiğinden, somut durumunuz için bir avukattan danışmanlık almanız önerilir.